6 Mayıs 2011 Cuma

İçimdeki Çocuk Der Ki,



ÖYLE BİR SABAH

Öyle bir sabaha uyanayım ki,
Kuşlar neşeli melodilerini birbirleriyle yarışırcasına söylesinler,
Güneş günün her saati, farklı renklere boyasın Dünyamı,
Masmavi bir gökyüzü olsun,
Ara ara da hayallerime benzetebileceğim bembeyaz bulutlar,
Sevdiklerim öyle bir sarsın, sarmalasın ki,
İçim titresin hissettiklerimden..

Öyle bir sabaha uyanayım ki,
Çiçekler açsın, ağaçlar yeşersin,
Tomurcuklar sarsın doğayı..
Rengarenk kelebekler uçuşsun etrafımda..

Öyle bir sabaha uyanayım ki,
Tüm dileklerim gerçekleşmiş olsun,
Tüm huzursuzluklar toz olup gitsin..
Mucizeler teker teker süpriz yapsın,
Hepsi bir anda,
Kaldıramayacağım kadar çok heyecan yaratmadan..

Öyle bir sabaha uyanayım ki,
İyi ki doğdum diyeyim,
Hiçbir anını kaçırmak istemeyeyim..
İçim doysun, hatta taşsın..
Bulaşsın etrafıma coşkunluğum..

İşte öyle bir sabah uyanayım,
Gerinerek, yavaşça gözlerimi açıp
Tatlı tatlı gülümseyerek..

Sevgilerimle,


5 Mayıs 2011 Perşembe

Candan ve BC Atelier


Candancığımın doğumgününü biraz gecikmeli olarak bugün kutlayabildik.Ee..bizim kızlar hep aktif, dolu dolu yaşıyorlar hayatı, herkesi biraraya getirmek kolay olmuyor. Ama bir araya gelince de tadına doyum olmuyor.. Mekan yine Nişantaşı Limonata..

Candancığım;
Sen hayatı güzelleştiren,mükemmelleştiren insanlardan birisin.
Büyük işlere imza atıyorsun, evet.. Ama sıcakkanlılığından, alçakgönüllüğünden hiçbir şey yitirmeden.
Seni Seviyoruz..İyi ki varsın..
soldan sağa: Figen Yazıcı, Bendeniz,Zeynep Hamedi (ayakta), 
Candan Kıramer
Çiğdem Türkoğlu ve Zeynep Erol  

Kate Moss'un yediklerinden fırınlanmış sebzeler


Bir diğer yemek ise; 'Şeytan Prada Giyer'

Sonrasında ise Candan ve Bettina'nın butiklerine uğradım. Organize ettikleri birbirinden özel ve muhteşem düğünlerin yanında bir de şipşirin bir butikleri var. Nişantaşı'na yolunuz düşerse mutlaka bir uğrayın, hediye alırken öncelikli olarak düşünün derim. Adres: Abdi ipekçi Caddesi 7 Numara.


Bu çok şık ve zevkli butikte özellikle gümüşten yapılmış ürünlere yer verilmiş.
Binayı bulup, merdivenleri çıkmaya başladığınızda size mumlar eşlik ediyor ve hemen bir büyülü Dünyaya doğru yol aldığınızı hissediyorsunuz. 

Çok seçenek var. Fiyatlar ise 20 TLden başlıyor..

Ben bu köşeye bayıldım..Ya siz?


Çok yaratıcı fikirler var. Örneğin illa da cola'mdan vazgeçmem derseniz, onu da şık bir kaba koyabilirsiniz.


Kibrit kutusu muhafazası..Ben bunları çok seviyorum, evde de kullanıyorum. .


Bu tepsinin üzerindeki yazının Türkçe tercümesi ise şöyle:
Hazinemiz bilgi kovanlarımızdır.
Doğamız ruhsal olarak Bal toplamaktır.
Kalpten değer verdiğimiz bir tek şey vardır: yuvaya birşey getirebilmek..
Kovan, çok çalışmanın tatlı sonuçlara ulaştırdığı zarif bir limandır.
Bu yazıyı burada görünce şaşırmadım. Candan arı gibi çalışkandır ve büyük bir özenle, kalbini koyarak yuvalar kurmaya adamıştır kendini.. 


Butiğe yolunuz düşerse size zarafetiyle Seval yardımcı olacak...

Sevgilerimle

4 Mayıs 2011 Çarşamba

Karl Lagerfeld

Efsane tasarımcı Karl Lagerfeld, Paris’te Kelebek yazarı Melis Alphan’la bir araya geldi, 15 dakikalık söyleşi sırasında çarpıcı açıklamalar yaptı.


Ben yüzeysel bir moda insanıyım
Siz Karl Lagerfeld’in “Yüzeyselim” dediğine bakmayın. Moda dünyasının önde gelenlerinden onun isminin önüne bir sıfat iliştirmelerini isteseniz, hepsinin cevabı “Akıllı” olur. Akıllı da yetmez, bana sorsanız Lagerfeld bir modern çağ filozofu.
Dünyanın en ünlü tasarımcısı Karl Lagerfeld sadece çok akıllı değil, aynı zamanda bugüne kadar tanıştığım en acayip adam.
Paris’te Magnum için tasarladığı çikolata odası vesilesiyle bir öğle yemeği yedik. Ardından da 15 dakikalık röportaja oturduk. 15 dakika sonunda teyp kapandı ama bir saat daha karşılıklı gevezelik ettik.
Dünyanın en politik doğrucu olmayan adamı. Şuursuzluktan değil, bu kendi seçimi.
“Yüzeysel bir moda insanıyım” derken buna kananları kandırıyor; o aslında hayatla da, modayla da dalgasını geçiyor.
Ukala ya da snop olduğunu düşünebilirsiniz ama alakası yok.
Rol yaptığını düşünebilirsiniz. Ama alakası yok.
Ne görüyorsanız o. Olduğu gibi. Samimi. İçten.
Ve inanılmaz eğlenceli.
Zamane tasarımcıları modanın dikenli yollarında akıl sağlıklarını pek koruyamıyor. Kimi işi bırakıp kaçıyor, kimi depresyona giriyor, kimi intihar ediyor. Sorun ne sizce?
- Kendilerini fazla ciddiye alıyorlar. Kapasiteniz yeterli değilse büyük bir markanın tasarımcısı olmazsınız. Çünkü başınıza gelecekleri biliyorsunuzdur. Bu insanların tonlarca asistanı var, sandığınız kadar da çok çalışmıyorlar. Uyuşturucuya, içkiye sığınıyor ve dibe vuruyorlar. Çoğu zaman depresyonun nedeni aşırı alkol tüketimidir.
Bu kadar yıl modanın içinde olup hiç uyuşturucu kullanmadınız mı?
- Hayır. Ben dünyayı izlemeyi seviyorum, kurban olarak izlenmeyi değil...
Bazen insanlar mücadelede zorlanıp bu tip şeylere sığınabiliyorlar. Siz hayatta hiç zorlanmıyor musunuz?
- Hayır. Hayattaki tek amacım keyif almak. Yüzeysel bir insanım. Kendi hayatımı keyifli kılıyor, bu sayede başka insanların da hayatına keyif katıyorum.
Yüzeysel mi? Sizin hakkınızda okuduklarıma bakınca bence daha çok filozof gibi bir şeysiniz.
- Evet ama böyle etiketlenmek istemiyorum. Kimsenin bilmesi gerekmiyor.
İnsan sürekli sorgularsa ister istemez derinleşiyor.
- Ben sorgulamayı bıraktım, cevapları vermeye başladım.
Entelektüellerle entelektüel sohbetlerden nefret ettiğinizi, çünkü sadece kendi fikrinizi önemsediğinizi söylüyorsunuz.
- Öğretmen değilim. Başkalarına kendi düşüncelerimi empoze etmek istemem. Onların fikirleri de zerre kadar umurumda değil.
İnsanlardan alabileceğiniz bir şeyler olduğunu düşünmüyor musunuz?
- Buna inanmıyorum. Kitaplara fazla bağlıyım.
Alacağınızı kitaplardan almayı tercih ediyorsunuz yani.
- Kesinlikle. Her şeyi bilmek, her şeyi okumak, her şeyi görmek istiyorum. Entelektüel sohbetler beni bayıyor. Eskiden entelektüeller en azından bakımlıydı, şimdi ise pasaklılar. Pasaklı insanlardan nefret ederim. Eski Fransız filozoflarının fotoğraflarına baktığınızda kusursuz olduklarını görürsünüz. 1968’den beri feci haldeler. İşçi sınıfı onlar gibi görünmekten utanç duyardı.
Bakımsız insanlarla takılmaktan hoşlanmıyorsunuz yani.
- Ben yüzeysel bir moda insanıyım.
BUGÜNE KADAR OY VERMEK
İSTEYECEĞİM BİRİ ÇIKMADI
Rol mü yapıyorsunuz, yoksa gerçek misiniz?
- Kendimim. 24 saat boyunca sahnedeyim ama benim için bu doğal bir durum.
Özgür hissediyor musunuz?
- Hissediyorum, özgürüm de. Kontratım hayat boyu. Ama kimse tarafından yargılanmıyorum, kimseye hesap vermiyorum.
Şöhret özgürlüğünüzü kısıtlıyordur ama. Tek başınıza sokakta yürümek mesela...
- Tek başıma yürümem, kabus olur, çünkü çok ünlüyüm. Ama insan her şeye aynı anda sahip olamaz.
Ve bunu özlemiyor musunuz?
- Özlemiyorum, çünkü belki ona kavuşsam, şöhretli olmayı özleyeceğim.
Kolay kabullenebilen biri gibisiniz.
- Kabullenmek zorundasınız. “Beni rahatsız ediyor” diyemezsiniz. O zaman baştan beri farklı davransaydınız.
Hayatınızda hiç oy vermemişsiniz. Neden?
- Çünkü politika sahnesinin gerisindeki dünyayı çok iyi biliyorum. Politika politikacılar için ilginç. Hiç oy vermek istemedim, çünkü oy vermek isteyeceğim biri bugüne kadar çıkmadı.
DÜNYANIN EN
BENCİL İNSANIYIM
Diyorsunuz ki “Gerçekten sevdiğim insanlarla sevişmekten hoşlanmam, çünkü cinsellik uzun ömürlü olmaz, şefkat ise sonsuza dek sürebilir”.
- Asla soru sormam, hayatımda yargıçlar istemem. Kimsenin hayatına burnumu sokmam, kimsenin de benim hayatıma burnunu sokmasını istemem. Gerçekten sevdiğim insanların bağımsız olmalarını, kendi hayatlarının olmasını isterim. İnsanların bana bağımlı olmasından nefret ederim. Ben de dahil olmak üzere herkesin özgür olmasını isterim.
Bencil misiniz?
- Dünyanın en bencil insanıyım. Annem “Önce kendini düşün. Ondan sonra başkalarını düşünecek bir pozisyonda olursun” derdi.
Annenize eşcinsellik konusunu ilk açtığınızda ne demişti?
- “Bu önemsiz bir bir şey. Saç rengi gibi. Kimi sarışındır, kimi esmer, bunun mesele edilecek bir yanı yok” demişti.
Annenizin pedofiliyle ilgili yorumu da enteresan...
- Almanya’da pedofili çok yaygındı. Benim için sokakta yürümek kabustu. Yetişkin erkekler beni hep rahatsız ederdi. Anneme anlattığımda “Bu senin hatan. Davranışların, görünüşün o kadar farklı ve sen o kadar kendinden eminsin ki adamların onlara umut verdiğini düşünmesi normal” demişti. Ben zaten her şeyin farkındaydım. 11 yaşındayken bir öğretmen “Thomas Mann’ın ‘Venedik’te Ölüm’ kitabını biliyor musun” diye sorduğunda ona “Benim aptal olduğumu mu sanıyorsun, yoksa babama ne tür bir kitap önerdiğini söylememi ister misin?” demiştim. Adam kıpkırmızı olmuştu.
Hayat felsefem: Parası olan öder
O dönemdeki çalışma koşulları ve karşılığında alınan kuş gibi paralar düşünüldüğünde... Aileniz zengin olmasaydı yine de modada kariyer yapmayı düşünür müydünüz?
- Bunu cevaplamak çok zor, çünkü ailem zengindi. Öyle bir pozisyonda olmadığım için evet ya da hayır demem imkansız. Modaya adım attığım yıllarda tasarımcılar bu işten o kadar az para kazanıyordu ki neredeyse korkmuştum. 30 yıldır bu işte olanlar Fransa’da en az parayı kazanan insanlardı, asgari ücretle çalışıyorlardı. Benim ailemin bana yolladığı aylık ise asgari ücretin 10 katı falandı. Kendimi suçlu hissedebilirdim. Ama suçluluk duygusuna inanmıyorum.
Aynı zamanda çevrenizdekilere saçmayı da seviyormuşsunuz ama. Herkese hediyeler verir, yemekler ısmarlarmışsınız.
- Hayat felsefem şu: Parası olan öder.
Paylaşıyorsunuz yani...
- Evet ama insanları satın almaktan nefret ederim.
Sanki başka birinin adı altında tasarım yapmak size yetti. Karl Lagerfeld karakterini yaratmakla son derece meşgulken, bir Karl Lagerfeld tarzı yaratma derdinizin olmaması bir çelişki değil mi?
- Ben işin kendisini seviyorum. Benim için önemli olan bu işi yaparken bana en iyi koşulları kimin sağlayacağı. Sokakta karşıdan karşıya bile geçemeyecek kadar ünlüyüm, o zaman sorun ne? Hali hazırda bir etiket gibi görünüyorum, etiket olmama gerek yok.
Kendinizi modanın sağ kalan harikalarından biri olarak görüyor musunuz?
- O kadar kendini beğenmiş değilim. Kendimi modanın işçi sınıfından biri olarak görüyorum.
Karl’ın ağzından kısaca Karl
Güneş gözlüğü: Hayat kurtarıcı. Çıkardığınızda yaşınıza 10 yıl ekleyin.
Eller: Kimse ayakkabıları tartışmıyor, eldivenlerimi neden tartışıyorlar? Eldivenlerimi seviyorum. İnsan içinde eldivensizken çıplak hissediyorum. Evde gözlüksüz ve eldivensiz dolaşıyorum. Gereksiz şeyleri kendim için sorumluluk haline getirmekten hoşlanıyorum.
Saç: 40-50 yıl önce saçınızla birlikte onurunuz da giderdi. Artık kellik kimsenin umurunda değil.
Kitaplar: Saplantım. Sürekli kitap alıyorum. Ama satın aldığınız her kitabın yanında onu okumaya ayıracağınız zamanı da satın alabilmelisiniz. Şiir kitapları favorim.
Politik doğruculuk: İstiyorsanız, politik doğrucu olun ama lütfen dünyayı politik doğruculuğunuzla sıkmayın.
Felsefe: Çok önemli. Ama yüzeysel sohbetlerin konusu değil.
Eşcinsel hakları: Hâlâ bunu konuşmak zorunda mıyız? Ben bu tip şeylere gerek olmayan yerlerde yaşadım.
Eşcinsel evlilik: 60’larda farklılık isteyen eşcinseller şimdi burjuva hayatı peşindeler. Eğer farklıysanız farklı bir hayatı kabul etmelisiniz. Dindar olmayanların evlilik saplantısı grotesk. Lezbiyenlerin çocuk sahibi olması hoşuma gidiyor ama iki erkeğin evlenip çocuk evlat edinmesinden hoşlanmıyorum. Bence çocuklar kadınlar için.
Seyahat: Özel uçak yoksa evde oturmayı tercih ederim.
Mal, mülk: Mal mülk için deliriyorsanız, gücünüz yetmiyor demektir. Suni elmasla gerçek elmasa yaklaşımınız aynı olmalı.
Çocukluk: İyiydi ama o zaman istediğim tek şey yetişkin olmaktı. Çocukken çocuklardan nefret ederdim. 12-18 yaşlarım arası 200 yıl gibi geldi bana.

 

Bu yazı birkaç gün önce Hürriyet'in Kelebek ekinde yayınlandı. Karl Lagerfeld benim izlediğim ve ilgimi çeken bir insan. Kendine özgü, son derece zeki ve başarılı. Onu beğenmeyebilirsiniz, belki de hayran olabilirsiniz..Fikirlerini kabul edebilirsiniz ya da ret edebilirsiniz..Ama sonuçta sizi düşündürür. Kendi inanç sistemlerinizi gözden geçirmenizi sağlar ve belki de kendi doğrularınızı bulmaya teşvik eder.
Toplumun genel geçerli değer yargılarının dışında kendine özgü fikirleri ve kişiliğiyle zirveyi yakalamış biridir.Bu ilham verici değil mi?..Sizin içinizde hangi gizli potansiyeller yatıyor? Kabul görmeyecek diye sakladığınız, ifade etmediğiniz hangi cevher var? Kozasında bekleyen bir kelebeğiniz var mı? Belki de onu keşfetme ve sunma zamanıdır bu zaman? Kim bilir?

Sevgilerimle 

Dostlarla Bir Gün

                                                          
    Kanyon'da Le Pain Quotidien'de Sevgili Recep Çiftçi ile güzel bir öğlen
yemeği yedik.Uzun zamandır birbirimizi görememiştik. Sohbet keyifle aktı. Recep bir Sufi oldu ve Sema sohbetlerine başladı. Modern bir Sufi, ayrıca Paris'te aldığı eğitim ve yeteneğini birleştirerek harika resimler yapıyor. Her yıl bir sergi açıyor. Ben ilk sergisinden bu resmi beğenerek almıştım. Resimle aramda hemen sıcak bir bağ oluştu. Şimdi salonumun duvarını süslüyor..


Kısırı çok seviyorum. Misafirim olduğunda da genellikle yapıyorum..İlk kendi evime çıktığımda Leman Cılızoğlu Eryılmaz'ın Yemek kitabını almıştım. Yaprakları sararmış, yemek lekeleri ile dolu olmasına rağmen halen kullanırım. Kısır tarifim de oradandır:
Malzemeler: 1 su bardağı ince bulgur,2-3 adet domates, 2-3 adet yeşil biber,5-6 adet taze soğan, yarım çay bardağı zeytinyağı, yarım çay bardağı limon suyu, yarım demet maydonoz, varsa taze nane, 1 çorba kaşığı domates salçası, 1 çorba kaşığı biber salçası, tuz, karabiber, kimyon
Hazırlanışı: 1)Bulguru ayıklayıp bir su bardağı sıcak su ile kabartınız.2) Bütün yeşillikleri ayıklayıp, yıkayıp, ince ince kıyınız.3)Domatesin kabuklarını soyup fındık büyüklüğünde doğrayınız.4) Bulgur kabarınca içine domates ve biber salçası, tuz ve baharatları koyup iyice karıştırınız.5) Yeşillikleri koyup tekrar karıştırınız.
6) Son olarak zeytinyağı ve limon suyunu döküp tekrar karıştırınız.7) Servis tabağına yıkanmış marul yapraklarını serip üzerine kısırı dökerek servis yapınız.
Ben birde geceden kuru ceviz (böylece acılığı kalmıyor cevizin) ıslatıp, birkaç parça üstüne koyuyorum.
                   

Bu akşam evimde dostlarım vardı. Sevgili Ekrem D. , biz ona Eko diyoruz bu yıl 50 yaşına bastı. Birlikte kutladık..Eko, gerçekten de çok ekolojik bir insan. Bulduğu dağa tırmanır, gördüğü ormanda trekking yapar. Her seferinde doğayla ilgili yeni bir projesi vardır. Zorlu bir trekking güzergahında yalnız başına yaptığı bir yolculuğu çektiği filmle 2009 Yılında Dağ Filmleri Festivali'nde birinci oldu . Bir de çok güzel yemek yapar. Bir gün bizi eve çağırdı. O sabah saat 06:00'da balık haline gitmiş,0,83 m uzunluğunda bir levrek almış, kendi ayıklamış ve bize harika bir balık çorbası yapmıştı. Balıkla yaşadığı her aşamanın da fotoğraflarını çekip bize göstermişti.
Çok yaşa sen Eko, renkli ve tertemiz kişiliğinle iyi ki varsın..Nice yıllara..

Bu da diğer bir favori video..
Kumsalda bir kum tanesiyiz yalnızca,
Olduğunu zannettiğimiz kişiyi önemseme yanılgısıyla yaşayan..

Sevgilerimle

2 Mayıs 2011 Pazartesi

Keskin Sirke Kime Zarar ? Kime Yarar ?

'Etrafta spiritüelim diyerek sevgi böceği şeklinde dolaşan birçok güçsüz çılgın var.'   
                                                                                                            James Swartz




Öfke ilginç bir duygu.Ençok uğraşılan, tartışılan duygulardan biri..Zaten duyguları nereye koyacağını bilemeyen materyal toplum düzeni için tam bir çıkmaz. Ne yapacağız bu duyguyu, nereye atacağız? Nereye satacağız? Bilemiyoruz. 

Düşük bilinç seviyelerinde aslında daha net, uzlaşılmış bir duygu. Öfkeyi dışavurma şekillerinde ne kadar kendini geliştirirsen, o kadar güçlü olursun, nam-ı diğer : 'Orman Kanunu' geçerli. Yani vahşi hayvan düzeyinde bir kullanım şekli. Bedenini geliştir, duruşunu, yürüyüşünü ayarla, ses tonunu kalınlaştır ve yükselt, birkaç da vukuatın olsun..Böylece kimse sana yaklaşmaya cesaret edemez. Bunları yapamazsan, böyle kabadayı birinin gölgesine sığınırsın. Bu esrimeler arada sana da çarpar, eh artık o kadarına katlanırsın. Ama kendini güçlü ve güvende hissedersin. Ne de olsa kıtlık inancı mevcuttur. Birşeyleri daha fazla elde etmek için, başkasının sahip olduklarına göz dikme gibi..Başka seçenek bilmezsin..Zaten bu bilinç ve kültür düzeyinde kendini sözlerle ifade etmeyi ve yasalar, kurallar, kurumlar yoluyla hakkını aramayı öğrenmezsin. Zaten sana da yakışmaz bozar seni..Eee, sonra en beylik kahramanlık hikayeleri bu şekilde oluşur, vukuatlarınla övünür, yer edinirsin..Öfkeni dışa vurdukça da sana adrenalin ve haz vermeye başlar. Öfke bağımlısı olursun..Bir yerden sonra artık öfken seni yönetmeye başlar, sen krizin geçtikten sonra kendine gelmeye başlarsın, aynı bir sarhoşun ertesi sabah ayılması gibi..Bazen tam da ne dediğini hatırlamazsın, ama ilginçtir ki, karşıdakinin söylediklerini bilirsin. Kendini görmezsin..Daha kolay böylesi, hep karşı taraf suçludur..

Kültürlü çevrelerde ise farklıdır durum. Bu bilinç seviyesi, yapacaklarının sonuçlarını önceden kestiren ve ona göre daha akıllı davranmayı seçen insanlardan oluşur. Bilgisini, kültür dağarcığını arttırır..Uzlaşamama halinde uzun zamanda kendine ve etrafına en hayırlı olabilecek şekilde çözümler arar. Kendini doğru yerde, doğru sözcüklerle ve doğru kişilerle muhatap olacak şekilde geliştirir. Ortak kuralları, kanunları veya onlara ulaşma yolunu bilir uygular ve uygulanmasını ister. İçin için bir isyanı vardır tabii. Kendi de sıkılır zaman zaman aşırı düzenden.. Kurnazca fırsatları değerlendirir. Elini kirletmez..Önceden önlemini alır..Bu nedenle zaman zaman insanlararası ilişkilerde kendini satranç oynuyor gibi bir pozisyonda bulur. Ama seviyesini orman kanunları seviyesine indirmek istemez.. yakışmaz ne de olsa..Uzak durur o realiteden..

Şimdi bir de kişisel gelişim ve /veya spiritüel yolda olanlar uğraşıyor öfkeyle..Öfke kontrolü, Öfke seansları..Sevgi varsa öfke yoktur. İsa gibi herşey alttan alınacaktır. Karşı taraf bilinçsiz ise, sen büyüklük yapıp ona diğer yanağını uzatıp şifalanmasına yardımcı olacaksın gibi..İnsanlar bir guru imajının arkasına saklanarak, sanki olumsuz duyguları hissetmiyormuş gibi davranıp, gerçekten de hissetmemek için kendilerini yemekle doldurmaktalar.. Ya da bu imajı koruyabilecekleri yakınlıktan daha ileriye gitmemekteler. İnsanlarla ilişki kurup, aşk yaşayacaklarına melekler, çocuklar, hayvanlara yakınlaşmaktadırlar..Çok yaralı ruhlar için bu bir geçiş süreci, yaraların kapanması için bir ara dönem olabilir. Ama bazıları artık başka alemlere bağımlı ve hayattan kopup sadece burayı liman edinmekle kalmakta..Hayal tacirlerine kurban olmakta ne yazık ki..

Şimdi düşünün bunların hepsi bir toplumda yaşıyor, birbiriyle karşılaşıyor ve öfke kesişimleri yaşıyor. Kendi bildiklerinin en doğru olduğunu düşünüyor ve ilişki kurmaya çalışıyor..Eh, senaryoları ve olasılıkları siz üretin artık..

Bence öfke konusunda çıkmaza getiren, öfkenin olmamasının en iyi yol olduğu ama varsa da dışavurumun beden için iyi olduğu ve kişinin kendi ve başkaları için kötü sonuçlar doğurduğu..
Öfke aynı zamanda kendi alanınızı korumak için de gerekli. Ayrıca kişiye kendisini yansıtmak için de..
Farklı realitelerle temasımızda, bazen o realitenin gereğince, 'raconuna' göre davranmamız gerekebilir.  

Örneğin sürekli öfkeyle, karşı tarafı suçlayan birine sessiz ve alttan almaya devam ederseniz; bir süre sonra kendine inanmaya, kendini daha fazla haklı görmeye, size ne yaptığını fark edememeye ve sizi negatif yükünü boşaltma aracı olarak kullanmaya başlayabiliyor. Ya da siz, kendi duygu sorumluluğunu almayan biriyle olmak istemiyorsunuz ve iyi insanı oynamaya devam ediyorsunuz. Ne yapıyorsunuz, her alan sorunu yaşandığında bir ilişki daha bitiriyor veya o öfkeli insanla birlikteyken gerçeklikten kaçarak hayal alemine kaçıyor  ve onu daha çok sinirlendiriyorsunuz.Ya da birlikte kalıyor, giderek daha az zaman paylaşacak şekilde hayatınızı düzenliyorsunuz...Ya da..siz söyleyin..



Kendi gücünüzü yok etmemek, öfkenizi dönüştürmek, duygu sorumluluklarınızı almak, uygun olan (herkesin hayrına olan) davranışı yakalamak ve ilişkileri her krizle dönüştürerek kopartmadan, yakınlaşarak daha ileriye götürmek büyük bir sanat ve ustalık aslında.. 

Sevgilerimle..

1 Mayıs 2011 Pazar

Pazartesi Gününe Huzurla Başlayın

Polonezköy Country Club

Beyaz tavuskuşu. Renklisi de vardı. Tavuskuşlarının sadece erkekleri, dişilerini cezbetmek için açabilecekleri harika tüylere sahip. ..

Beyaz Lama, bizimle arası iyiydi..Ama beğenmediğine tükürmeye çalışıyordu..
Gerçek siyah kuğu

Polonezköy Country Club, Polonezköy'ün en sonunda çok büyük bir alana yayılmış bir park içinde yer alıyor. Bu tesiste mangal yapmak, yemek yemek, kahvaltı yapmak olası.Çocuklar için bir cennet, çok güzel ve çeşitli  oyun alanlarına sahip.Birçok hayvan var, zararlı olmayanlar insanların arasında dolaşıyor.
Bu sevimli hayvanların adı Yak..Bu tesiste yazın açıkhava yüzmehavuzu da var. Özellikle 3-9 yaş çocukları olanların güzel bir havada dolu dolu bir gün geçirebilecekleri bir tesis..
Bu da bir rakun. Zannetmeyin ki fotoğrafı ters koydum. Hayır, kendisini tel ile çit arasına sıkıştırdı böylece..Ve uykuya geçti. Daha birçok hayvan vardı, yeni bir kuş yutmuş albino bir piton yılanı örneğin..Tabii o serbest dolaşmıyordu!!

Midilli ile gezmek de olası..Tabii çocuklar için..

Hamaklarda keyif de olası. Bizim Zeynep hemen bir arkadaş buldu: Nehir. Birlikte buldukları mantarlardan yemek yaptılar ve sonrada hamağa geçtiler..Ben de huzur dolu annesi Ebru ile keyifle bir sohbet yaptım..
Bu araba alanı çocukların favori mekanıydı, trambolin, kaydıraklar gibi oyun alanlarının yanında büyük satranç alanı dahi  mevcut..
Büyük küçük herkes sallanıyor..Bir sağa, bir sola..

İşte bu da hayatımdaki değerli insanlardan biri. Biricik yeğenim Zeynep,benim boncuğum.. Onunla olduğumda hep bir şiir gelir aklıma:

Çocuklar

Çocuklar sizin çocuklarınız değil,
Onlar kendi yolunu izleyen Hayat'ın oğulları ve kızları.
Sizin aracılığınızla geldiler ama sizden gelmediler
Ve sizinle birlikte olsalar da sizin değiller.
Onlara sevginizi verebilirsiniz,düşüncelerinizi değil.
Çünkü onların da kendi düşünceleri vardır.
Bedenlerini tutabilirsiniz, ruhlarını değil.
Çünkü ruhları yarındadır,
Siz ise yarını düşlerinizde bile göremezsiniz.
Siz onlar gibi olmaya çalışabilirsiniz ama sakın onları
Kendiniz gibi olmaya zorlamayın.
Çünkü hayat geriye dönmez, dünle de bir alışverişi yoktur.
Siz yaysınız, çocuklarınız ise sizden çok ilerilere atılmış oklar.
Okçu,sonsuzluk yolundaki hedefi görür
Ve o yüce gücü ile yayı eğerek okun uzaklara uçmasını sağlar.
Okçunun önünde kıvançla eğilin
Çünkü okçu, uzaklara giden oku sevdiği kadar
Başını dimdik tutarak kalan yayı da sever.

                                                Halil Cibran

Sevgilerimle