15 Aralık 2016 Perşembe

Sevgi, huzur ve ahenk diliyorum. I wish to have love, peace and harmony

Susayım diyorum, ama başaramıyorum. Üzgünüm...Çok hem de..Ardı ardına bir insanın bir başka insana, hatta insanlara kıyması haberleri çalkalanırken..Ve sonunda yakınımdaki birini de kurban ederken. Ki o kişinin tüm yaşam amacı sadece meleklerle çalışmak iken...Susamıyorum.. Teslimiyet sınavını veremiyorum..

Bir bebek doğuyor, masum, Dünya düzeninden habersiz. Herkese gülücükler atıyor, herkes ona baktığında gülümsüyor, sevgi duyuyor ve kırılganlığını anlayıp şefkatle, özenle ona ihtimam gösteriyor. .. Her birimiz böyle bir bebektik.. Ne oldu zaman içinde, ne oldu da artık birbirimize bakarken hoyratlaştık, birbirimizi kırmaya başladık ve farklı saflarda yer aldık..

Hepsi 1,4 kg ağırlığında başımızın içine yerleştirilmiş beyin adında bir organla ilgili..Bebek yetişirken onu yetiştiren ebeveynler, öğretmenler, hocalar ona sürekli neyin iyi neyin kötü olduğunu programlıyorlar. X takımını tutuyoruz biz, Y takımı kötü.. A'ya inanıyoruz biz, B kötü..Bizim gelenekte18 yaşına gelen amuda kalkar, kalkmayanlar kötü gibi koşullanmalarla , henüz bilincimiz gelişmemişken ve kendimize ait kararları farkında karar verebilecek duruma gelemeden tanışıyoruz.
O programlar içimizde o kadar güçlü işliyor ve o kadar bize ait hissi veriyor ki..İstemdışı tikler gibi, adeta bizden önce harekete geçiyor. Bir anda düşmanlıklar, yargılamalar başlıyor. Bize ait olmayan herşeye karşı olabiliyoruz ve birlikte nasıl yaşanacağını öğrenemiyoruz.

Herkesin sevdiği ve herkese gülücük dağıtan bebeklerden, birbirimize düşman, birbirimizle savaşan bireyler haline nasıl geldiğimizi anlamıyoruz bile..

Bir gün geliyor, biri diğerine kurşun atıyor, ya da bir bomba.. Bak bakalım, karşındaki kişi bir bebek olsaydı, ki yıllar önce öyleydi.. Sen de sevecektin onu.. O gözle bir bakmayı dene.. Senden farkı, senden farklı şekilde programladılar onun 1,4 gramını.. O kadar.. Yoksa aynı malzemeden yapıldın..

Bir düşün.. Diyelim ki başardın, senden farklı programlanmış herkesi yok etmeyi başardığını. Sadece aynı fabrikadan çıkmış insanların etrafında kaldığını.. Ne yapacaksın onlarla.. Ne büyüyebilirsin, ne yeni birşey öğrenebilirsin, ne bir meydan okuma, ne kendi sınırlarını aşma.. Sadece senin gibi düşünen, konuşan insanlar var etrafında.. Sıkılmayacak mısın?..Ne yapacaksın? Belki de boşluktan kendi canına kıyacaksın, yaşam artık anlamsız geldiği için..

Farklı renklerin, dokuların yaşam coşkunu nasıl yükselttiğini hissedemeyeceksin. Çok sevdiğin pastaya aynı şekilde her gün yediğini düşün.. Nefret edersin sonunda.. Yemezsin..

Neden düşman görmek yerine, yap boz oyununu tamamlayan bir başka parça gibi bakmıyorsun etrafındakilere?
Birliği, sevgiyi, huzuru niye seçmiyorsun? Hiç düşündün mü? Ya da seçen sen misin veya seçmeyen sen misin gerçekten bir düşün.. Gerçekten kim olduğunu keşfet.. Özünde hepimiz aynı malzemeden yapıldık ve bu malzeme sevgiden ve huzurdan besleniyor.. Farkında mısın?

Sevgilerimle..


*
I have decided to be quite, but I have failed.. I am sad... Very sad..Another news about someone killing another person or a bomb attack.. Finally someone close is also being murdered. A person, whose sole purpose is to work with angels..I am not able to stay quite. I am not able to surrender.... .

A baby is born innocent, not knowing about the World order and rules.. It smiles to everyone and everyone smiles back to the baby.. People treat babies with care,with love.. It happens naturally..
Each and everyone of us has been a baby..What happened trough the years? Why did we become
hostile while looking into each others eyes? Why did we become indifferent to the pain we are causing in other human beings. Why did we decide to choose opposite sides.

It is all about an organ called brain, situated in our heads, which only weighs 1,4 kg. The parents and teachers who are raising this baby are programming this brain with what is good and what is bad.. We belong to team X, team Y is bad. We believe in A, believing in B is bad. In our tradition someone who makes a handstand at the age of 18 is good and who doesn't is bad..etc..We are given this programmes over and over in an age, where are consciousness is not evolved enough and when we are not able to take decisions based on who we really are..

This programs are implanted in such a strong way, which makes us thing it is us, it belongs to us, it is what makes us 'us'. We act out of this programs in  an impulsive way..We start to develop hostility and judgements. We can be against everything, which is not us and unfortunatly we don't learn how to live together.

We are not aware of the gradually developing process from  being babies being loved and loving all to individuals who are fighting with each other.

And one day, one of this programmed 1,4 kg is shooting the other one or is throwing a bomb..

Look at the 'other'.. What if there was a baby, and believe me certain years ago this person was a baby..What would you do, you would have loved i, I am sure.. Try to look at the person with this attitude..The only difference şs that they have programmed the 1,4 kg different than yours..
Otherwise you are made from the same material..

Think about it. Let's say, you succeeded to destroy everybody who is thinking and believing different than you..That you are only surrounded by people who are likewise..Products of the same factory. What are you going to do? You can not grow, you can not learn something new, there are no challenges, no possibilities to go beyond your comfort zone..They all think and talk like you..
Aren't you going to be bored? What are you going to do? Maybe boredom is going to make your life meaningless and you will decide to quit life . Who knows?

You will not be able to explore diffrent colors, different fabrics which will raise your joy of life?
Think about the cake you like the most and that you are going to eat it each and every day. Youw ill start to hate it in time. You will not want to eat it anymore..

Why don't you choose to see the people around you as pieces of a puzzle complementing each other , instead of seeing enemies? Why don't you choose love and peace? Did you think about it? Or are you the one choosing ? Whos is choosing? Discover who you really are.. We are all made from the same material and this material is nurtured by love and peace. Are you aware?

With My Love

19 Kasım 2015 Perşembe

İnadına Yaşamak - Living Despite Whatever



İnsan bu Dünya gezegeninde belirli bir yaşa gelmeyi başarmışsa, muhtemelen bir çok oyundan da geçmiştir. Geçmişse şanslıdır, halen o duraklardan birinde ve birkaçında hayalatleri ile yaşıyorsa geçmiş olsun. Yani 'Ahmet bana bunu yaptı; affetmem.. Oya ise şunu yaptı affetmem. Aman hatırlamam lazım bir daha başıma gelmesin ' diyorsanız.. Yaşam sizin için bitmiştir, ana yoldan tali yola geçmişsinizdir. Artık özgür değilsinizdir... Kurban olmayı seçmişsinizdir. Bu Dünyadaki en zor yaşam biçimlerinden biri affetmek yetisinden mahrum olmak... Kendi zihin hapishanenizin koridorlarında geziyorsunuzdur.. koridorlarda da nice Ahmet'lerle, Oya'larla karşılaşmaya hazır olun..Kolay mı? Hayır, tabii değil.. Ama yaşama sanatı için, yaşam coşkusu için değer..Kim buraya gelirken size, siz istediğiniz hataları yapın, ama karşılaştığınız kişiler size kusursuz davranacaklar diye söz verdi ki. Kendinizi iyi hissettiren, enerjinizi çalmayan kişileri putlaştırın, sonra hayalkırıklığına uğrayın dedi ki.Şşşt sana kimseye vermediğim birşeyi, tek haklı olan olmayı veriyorum dedi ki...Herkes kendi yolunda, kendince düşe kalka bir yolculuk yapıyor. Hiç birşey sizinle ilgili değil.Siz siz olun, bırakın herşey akıntıyla aksın gitsin.. Siz de her an değişen yeni manzaraların tadını çıkarın..Yaşam coşkusu ile dolmanız dileğiyle..

Sevgiler
*
If one has managed to live up to a certain age on this planet called Earth, probably one has gone through lots of games. If one has really gone through them, one is lucky. But if one is still harboring old grief and stays in one of the former stations; good luck! If you are saying 'Ahmet did this to me, I won't forget. Oya did this to me, I won't forgive.. I need to remember so I will not be caught again!'..Life is in a sense over for you. You are not on the main road anymore, you are waisting your time on a side road. You are not free anymore. You choose to be a victim. One of the most difficult lifestyles on this planet is lacking the ability to forgive. This means you are walking around the windmills of your mind. Be prepared to meet many Ahmet's and Oya's on that road. Is it easy? Definitely not..But it is worth and essential for your life joy, for the art of living. Who did promise you on your way coming to Earth, that you will be able to make many mistakes; but the people you meet will treat you perfectly! Make the people you feel good with your Gods and have some delicious disappointments.. Each and everyone in their own way and path is making a journey. Nothing is about you..Be your own authentic self let everything flow easily. Just enjoy the scenery while everything is changing each and every moment. May you be filled with joy of life.

With My Love

11 Ekim 2015 Pazar

İçimizdeki Fail- The Perpetrator Within



Ankara'da son dönem gelişen olaylar milletçe kalbimizi ağlattı. Her bir ölen kurbanla bizim bir parçamız da öldü sanki. Hepimizin odağı değişti..İçimizi hüzün kapladı.
Evet, teröre karşı harekete geçmeliyiz.. Tedbirsel önlemler almalıyız. Bunlar yapılıyor, tetkikler, incelemeler, geriye yönelik muhasebeler...
Ama milletçe içimize dönüp bakıyor muyuz? Bir canlı bomba nasıl doğuyor? Bir insanın içine nasıl büyük bir fail yerleşiyor ki, sadece kendi canını değil aynı anda onlarca, yüzlerce masum başka canı da yok edebiliyor? Hangi düşünce sistemi, hangi tutku bunu yapabilecek geçerli nedenlere inanıyor? Bu eylemi ne planlama aşamasında, ne gerçekleşme aşamasında yolundan döndürmüyor? Geçici bir öfke buhranı ile değil, planlı ve kararlı bir şekilde adım adım hedefine ilerlemesini sağlıyor..
Ben kendi içime baktım, benim içimde hangi fail var diye ve onu buldum. Kendisine zarar veren, kendisini üzen ilişkilere dur demeyen, zararlı olduğunu bile bile bazı yiyecek maddelerini tüketmeye devam eden, kendisini zaman zaman sabote eden..Ve hatta kendini zamanında ciddi bir şekilde hasta etmeyi başarmış.. Kendisine zarar veren her türlü eylemle, dolaylı veye direkt başkalarına da zarar veren..
Bugün onu kabul edip, görmeyi seçen bir çalışma yaptım. Onunla barıştım, onunla yüzleştim..Onu görmediğim sürece kontrol edemediğimi ve ona güç verdiğimi gördüm. Onu sahiplenip, çok ihtiyacı olan sevgiyi verdim ona ve dengelendiğini hissettim.. Onu düşmanım yerine dostum yaptım..
Siz de kendi içinizdeki faili şifalandırmayı denemek ister misiniz?

Sevgiler

*
The last developments in Ankara, has brought heartache to the whole Turkish Nation. It feels like one of our parts has died with each and every new announced victim. Our focus has been switched.. We feel the deep grief all together.
Yes, we should act against terrorism. And launch some new precautions.. This is being done, investigations, careful considerations, examinations....
But as a whole nation are we looking inside of us? How is a suicide bomber created? How is it, that such a perpetrator is building up in a person, who not only kills itself but at the same kills ten fold or hundred fold other innocent human beings? What kind of a mindset, belief system , passion finds convincing reasons to execute this act? And doesn't give up during planning the act or during the execution? This can not be a moment of losing one's temper.. No, it is planned, and carefully step step by step put through.
I have looked inside myself? If there was a perpetrator in me? A part of me, who gives me pain, who doesn't say no and continues relationships, which are hurting. Who eats harmful food, knowing it is destructive, who from time to time sabotages itself. And even years ago managed to make herself seriously ill. A part of me, which harms myself and others directly or indirectly by doing so.
Today I decided to work on this part of me, to accept it and to allow seeing this part. I made peace with this part, I faced this part. I also saw by not allowing it to be there and by not accepting it, it became uncontrollable and it had power over me. I owned this part me and gave it love, and finally felt it was balanced. I made it my friend instead of enemy.
Would you like to do something to work on the perpetrator in you?

With My Love

19 Eylül 2015 Cumartesi

Danışan Kolaylıştırıcı İlişkisi- Relationship between Counselee and Facilitator



Bir seansta kolaylıştırıcı, danışanın gerçekleştirmek istediği atılımı yapabilmesi için ihtiyaç duyulan güvenli, sevgi dolu alanı yaratandır.
Kolaylaştırıcı; kendisini şifalandırmış ise, kendi üzerinde derinlemesine çalışacak cesarete sahip olup dönüştürmeyi başarmış ise, danışana bu arınmışlığın alanını sunar. Bu alanda, danışan telepatik olarak; farkında olsa da, olmasa da daha önce aynı yoldan geçilmişliğin yol göstericiliğini, şifanın olası olduğunun inancını okur. Daha yüksek bir bilinç düzeyinde, tek başına farkına varamadıklarını görmeye başlar. Bazen çok kısa sürede mucize diyebileceğimiz iyileşmeler, dönüşümler gerçekleşir.
Ancak bunun için danışanın koşulsuz bir teslimiyet içinde olması gerekir.
Şifa, yüksek benliği ile kendisi arasında gelişir. Kolaylaştırıcı ise aradaki köprüdür sadece..
Kolaylaştırıcı, kendini süreçte ne kadar çok aradan çekebilirse, seansta o kadar başarılı olabilir. Henüz kendini iyileştirmemiş ve bununla yüzleşmeye hazır olmayan bir kolaylaştırıcı, farkında olmadan danışanın atılım yapmasını gizli gizli sabote eder. Çünkü danışanın yapacağı atılım onu da dönüştürecektir..Ve o belki de buna hazır değildir.

Aynı zamanda şifayı kolaylaştırıcının yapacağına düşünen ve onu sınavlara tabii tutan şüphe içindeki bir danışan da mucizesini gerçekleştiremez. Böyle bir danışan bazen, daha önce seans almış olanlardan ayrıntılı bir şekilde nasıl bir yolculuk yapacağını detaylı olarak öğrenerek gelmiş olabilir, ya da çeşitli köşeye sıkıştırdığını düşündüğü sorularla kolaylaştırıcının bilgisini, yeterliliğini sınayarak gerçekleri saptırıp ve gizleyebilir . İçinden : 'Eğer iyi bir kolaylaştırıcı isen, bilginin içine gizlediğim hileleri bulursun, ya da söylemediklerimi ortaya çıkarırsın ve bunları dile getirirsen sana güvenir ve teslim olurum.' şeklinde düşünmektedir. Ancak tam da bu tutum ve şüphe, yüksek benliği ile arasındaki köprüyü yıkar. Kolaylaştırıcının alanı okumasını zorlaştırır. Danışan, gücünü kolaylaştırıcıya vererek, koşulsuz teslim olmayarak, zihinde kalarak ihtiyacı olan bilinç sıçramasını yapamaz.

Aslında hem kolaylaştırıcı, hem danışan kontrol içinde değilse, evren birbiri için mükemmel eşleşme içinde tarafları biraraya getirir.

Teslimiyet içinde, bükülmez bir niyetle gelen Danışanın seansında ne kolaylaştırıcı, ne de danışan vardır aslında. İlahi bir kanaldan muazzam bir akış vardır, bir mucize vardır. iki tarafı da büyüleyen ve büyüten..Kolaylaştırıcı bu muazzam yolculukta pay aldığı için şükran hisseder, iki taraf için de sunulmuş inayet içinde bir hediye vardır..
Mucize dolu seanslar yaşamanız ve yaşatmanız dileğiyle..
Sevgilerimle
*
During a healing session, the facilitator is the creator of a safe and loving space, in which the counselee can jump into his breakthrough.

If the facilitator, has healed him or herself enough, has had the courage the manifest a transformation
in itself, it can provide the clean space for the counselee to jump.
The counselee will in this space feel telepathically, whether he/she is aware or not the faith that healing is possible and the experience of someone, who made it. He/she will become aware of her own depth in the provided pool of higher consciousness, which she/he would not be able to see in her own field of consciousness. Sometimes in an instant miracles and healing take place.

But in order to access this, the counselee should be in total surrender.
The Healing takes place between the counselee and its higher consciousness. The Facilitator is only the bridge in between.

The session will be successful to the extend of the facilitator being able to put itself out of the equation. A facilitator, who has not healed itself and is not ready to face itself , whithout being aware will secretly sabotage the healing subconsciously. The breakthrough of the counselee will transform it too. And maybe the facilitator is not ready for this.

At the same time a counselee, who believes that the healing is in the hands of the facilitator and will test the facilitator in different ways being in doubt can not realize its miracle. This kind of counselee, sometimes will get all the details about the session from all the friends, who prior to them have experienced the session and will 'know' what will happen each second along the way. Or will trigger the facilitator with tricky questions, hidden data and secretive behavior. In this way tries to find out how competent the facilitator is. Secretly it will think: ' If you are a good facilitator, you will find the faults in my information or you will tell me about the essential information I have not given you. Only than can I trust you and let myself go.' But exactly this attitude and doubt will prevent it from accessing the higher consciousness. It will make it difficult for the facilitator to read the information.
The counselee, in this regard has given its power to the facilitator, by not surrendering unconditionally, by staying in the windmills of the mind can not make the jump.

Actually if neither the facilitator nor the counselee are in control, the universe provides the perfect matches for each other..

In a session, in which the counselee, lets itself go with an unbending intent, there is nor a facilitator neither a counselee. There is a flow from a divine channel, there is a miracle. The miracle will mesmerize and provide growth for both parts. The facilitator will feel blessed and in gratitude being the witness of such a healing. This will be a graceful gift for both parts.
I wish all of you sessions, in which miracles take place..
With My Love

24 Ağustos 2015 Pazartesi

Grinin Elli Tonu - Fifty Shades of Grey



Nedense uzun bir direnme döneminden sonra merakımdan ' Grinin Elli Tonu' filmini seyrettim. İlk aşkını, ilk cinselliğini yaşayan bir kadının oyun odası altında kırbaçlarla ve acı veren aletlerle dolu bir odada sevdiği adamın zevklerini tatmin etmek üzere nasıl manipüle edildiğini seyrettim.. O andan itibaren Tanrım beni böyle bir tutkudan koru diye dua ederek seyrettim.
Mezuniyetine bile mazaret bulup gelemeyen bir annenin kızı olarak (gerçi sonra fikri değişip gelse de)  ilgiye, yakınlığa olan açlığı, hiç ummadığı anlarda çok özel jestlerle yanında beliren bir adamın ilgisi ile aşka dönüşürken, bu aşkın tensel kısmında davet edildiği acı çekmeyle bedel ödüyordu. Bu iki yaralı ruhun biraraya gelmesiyle oluşanları anlatan psikolojik bir filim olarak görülse, bence sorun yoktu.
Ama bu filmi, sevgililer gününde lanse ederek, adeta yeni romantizm, ilişki modeli olarak piyasaya sürmek bence çok acı..

Hollywood ve tüm medya rating kaygısıyla, daha dramatik, şaşırtıcı, sıra dışı ilgi çeken ne bulabilirim kaygısıyla yeni ürünler üretirken, sosyolojik olarak toplum üzerinde nasıl bir etki yarattığının sorumluluğunu da almalı fikrindeyim. Bu filimler, Dünyanın birçok ülkesinde birçok kişi tarafından seyrediliyorsa bence, sosyologların sansüründen geçmeli..

İki kişinin birbirine aşkı, bu aşkın sevgiye ve tenselliğe dönüşmesi bence bu Dünyanın en güzel hediyelerinden biri..Gerçek yakınlık, sert duvarlarımızı yıkarak, bizi daha kırılgan, daha açık ve duyarlı yapar..Bu güveni karşılıklı hissederek, daha çok açılıp daha derinleşebiliriz. Güzel olan da budur. Cinsellik de, yeni boyutlara açılarak daha zengin yaşansa da günümüzde; bu güven, hassaslık, duyarlılık ile beraber açıldığında gerçek yerini bulur, daha derin bir buluşma şansı için kapı açılır fikrindeyim..

Ve yüzyıllar geçse de bu gerçek hep aynıdır, hiçbir zaman da sıkıcı olmaz..Zenginleştirme çabası içinde, ruhunu unutursak tamamen kaybederiz. Ve o kaybettiğimiz derinliği bulmak adına daha ekzantrik olma çabaları, sadece daha bağımlı hale getirip daha da çok kaybolmamızı sağlar fikrindeyim..

Sevgilerimle..

*

After a long period of resistance I finally watched the movie 'Fifty Shades of Grey' . I saw an innocent woman falling in love, experiencing her sexuality for the first time and being manipulated to satisfy the needs of her lover in a 'play room' full of whips and other painful instruments. From the moment I saw the 'play room' I prayed to God, that I never would have a similar passion and never would see a room like that.

The daughter of a woman, who even found an excuse in order not to come to her daughter's graduation ceremony (although later in the movie she changes her mind) , is longing for affection, love, being cared for. No wonder, that the special care of a man, who finds ways to come and see her in the most unexpected moments with beautiful surprises effects her and makes her fall in love. But in exchange she is invited to pay for it by accepting pain interwoven with sexuality. If this would be seen as a psychological movie of two wounded souls finding each other , there would be no problem.
But launching this movie on Valentine's Day, giving the impression as if this is the new way of relating and romance is according to me very sad.

Hollywood and the whole media has 'rating' as the main concern. They create products, which are more dramatic, more extraordinary, more unexpected... but meanwhile they should take responsibility for the sociological impact of their creations. These movies are seen by many people in different ages in a lot of countries and should  actually be censored by sociologists.

Two people falling in love, to turn this love into an intimate relationship while the bodies are interacting is one of the most beautiful gifts in this world. Real intimacy can happen, when we are able to break our concrete walls in a safe and loving relationship, which will make us more vulnerable and sensitive..If we mutually feel this safe, caring trust we can open up and find deeper layers in ourselves and in each other. This is the beauty of love.
Although in our temporary lives sexuality is opening up to new horizons and is experienced much richer; we can only keep the essence by keeping the values of trust, love and feeling safe to be vulnerable..Only in this way can the richness of todays sexual exploration open up to new gateways of deeper and more satisfying love relationships, in my opinion.

And although ages pass by , the truth remains the same, real love never becomes boring. If in our effort to make things richer, we loose the soul of it, we will loose everything. And in order to find back the depth and taste of love , if we try to become more eccentric, we only become more of an addict and more lost ..

With My Love..

13 Ağustos 2015 Perşembe

Spiritüel Alem - Spiritual World


Uzun yıllar ruhsal konularla ilgili kitap okuyan, bir çok bilgiyle donanımlı yolculuk yapanlar var. Bilgiyi; bedeni, ruhu, duyguları özümsemeden uygulamaya, bu şekilde kısa yoldan aydınlanmaya geçmeyi arzulayan, acıdan kaçınanlar var. Ne yazık ki, bazen bu bilgilerle yolu bulmaya çalışırken kaybediyorlar. İç seslerini duyabilseler çoktan gidecekleri yerlerde, kişilerde onlara iyi gelenden daha uzun kalıyor veya sebat etmeleri uygun olan yerlerde 'akış'ı yakalayamadıkları için, hemen pes ediyorlar..

Bazen, daha güçlü olmamız için sebat edeceğimiz zorlu süreçler de verebilir evren, bizi sıkıştırabilir. Bu durumlarda, spiritüel sorumlu biri olarak ilerlemek istiyorsak, süreci yaşamaktan kaçınmak değil, yaşarken, etrafımızdakilere saldırmamak, kabullenmek, yakınmamak ve sebatla ilerlemek gerekebilir. Ama bazen de, içinde bulunduğumuz gerçeklik artık bize hizmet etmiyordur, hiç bir yaşam coşkusu vermiyordur ve bizim gücümüzü elimize alıp oradan çıkmamız gerekiyordur.
İşte bu ayrımı bize iç sesimiz anlatacaktır..

Her birey, kendine özgü ve yolculuğu da özgündür. Buda'nın yolu dahi olsa, diğer tüm önden gimiş olan ışık yolcuları sadece ilham kaynağı olabilir, yeni ufuklar ve fikirlere doğru bizi açabilir ve uyarabilir. Ama herhangi birinin yolu, birebir bizim yolumuz olamaz.
Bilgi; içimizden gelen bilgeliği ve iç sesimizi yok sayarak bize belirli davranış ve yaşam şekillerini dayatıyorsa, bize hizmet etmiyor demektir. Hatta, 'bulduk' illüzyonunu yaşarken kaybolmuşuz demektir.
Spiritüel yolculuk; cesaret ister, güç ister, dayanıklılık ister ve acıdan kaçmaya hizmet etmez.. Yaşamımız ve yaratımımız için daha çok sorumluluk almamızı ister. Korkularımızla yüzleştirir bizi..
Evet, enerji çalışmaları frekansımızı ve farkındalığımızı bir anda yükseltirken, müthiş bir haz duygusu verir bize. Ama sonrasında, o frekansa fiziksel hayatımızı da taşımamız için, süreçlerden geçirir bizi.. Çok yoğun, acıdan kaçınmak, hazza sığınmak için üstüste çalışmalar yapıyorsanız, fiziksel hayatınızda hızlandırılmış bir çok sürece hazır olmanız gerekebilir..
Bu nedenle, iç sesinizi dinleyin.
Hazır olduğumuz ve sonrasındaki süreci kaldırabileceğimiz ölçüde dengeli çalışıp, ayaklarımızı yere sağlam basalım derim..

Sevgilerimle..

*

There are spiritual seekers, who have read many books and have fed themselves with lots of knowledge. They want to practice the knowledge, without having processed it with their bodies and emotions in order to find a shortcut to enlightenment and they want to avoid any pain.
Unfortunately instead of finding the way by using their knowledge, they lose it completely.
They stay too long in places and relationships, which they should have left way before, because they can not hear their inner voice anymore  or they quit realities, where they should have persevered because  according to them; 'the flow' is not right.

Sometimes, the universe gives us hard processes, can push us into a corner and asks us to persevere, so that we can become stronger. If we want to proceed as a spiritual warrior in these cases, we are not asked to avoid the process, but go through it gracefully. This means, not putting the burden and blame on others, not complaining, accepting and going through the path with patience.
Other times, the reality we are in doesn't serve us anymore, doesn't give us any joy of life anymore and we need to be powerful enough to leave..
It is our inner calling, our inner voice which will tell us what to do in each and every situation.

Each individual has their own unique journey. All the masters of light, which have been before us, even Buddha can only be an inspiration to us, can open up our minds to news ways of thinking and
initiate us. But none of their paths can exactly be our specific path.

If the knowledge we have gained, is ignoring the wisdom from within and our inner voice and pushes us into life styles which do not fit us; it simple means, the knowledge doesn't serve us.
It means that we are totally lost, while having the illusion 'we have found the way'.

The spiritual path needs courage, needs power, persistence and doesn't serve the avoidance from pain.
It wants us to take responsibility for our lives and creations. It makes us face our fears.

Yes, when we do some energy work and raise our vibration and level of awareness we will feel incredible blissful states. But afterwards, in order to adapt our new frequency to our physical lives we need to go through some processes. If you are addicted to the blissful state and do lots of energy work, in order to avoid pain, you need to prepare yourselves to fastened processes on the physical plane.
Therefore, listen to your inner voice.
I would say only do as much work as you are able to handle and stay grounded..

With My Love


1 Mayıs 2015 Cuma

Aşık Olmak ..Falling in Love



Kelebekler gibi uçuşa uçuşa bir bedenden diğerine yüzeysel dokunurken, bir gün, hiç beklemediğimiz bir anda Eros bize nişan alır ve tam kalbimizden okunu saplar. Aşık oluruz. Hayatımızda ilk defa tattığımız hisler, içimizden gelen coşku bizi alır götürür. karşılıklı en derin, kimsenin girmediği katmanlarımıza bir çocuğun masumiyetiyle atlar. Güvenlik alanlarımızdan her gün bir parça daha çıkmanın, koşullanmışlıkların ötesindeki sevgiye bir adım daha ulaşmanın yolculuğu yıkılan bir baraj gibi önü alınamaz bir şekilde akar. Bir anda büyük bir sıçrama yapar, bir daha asla eskisi gibi olamayız. Siyah beyaz hissettiğimiz Dünyamızda hiç tanımadığımız renkler tüm ara tonları ile bizi büyüler, tüm hücrelerimizle dolu dolu fütursuzca yaşamanın ne anlama geldiğini belki de ilk kez tadarız.
Ve bir gün bu aşk bittiğinde, hiç tatmadığımız derinlikteki acıyı da tüm renkleri ile dolu dolu yaşarız. Tanımadan, varlığından haberdar olmadan mutlu mutlu yaşarken, aşkı tattıktan sonra onsuz hep eksik hissetmeye başlarız. Ve onu tekrar arar, tekrar yaşamak için bazen bir ömür, ya da onlarca ilişki harcarız.
Yaşadığımız aşkın müsveddelerinden, kopyalarını yaratmaya çalışırız.  Benzer kişiler, benzer davranışlar, yerler ve yüzlerde onu tekrar bulacağımızı zanneder. Sahte kopyaları, hayallerimizle süsleyerek tekrar o duyguları hissetme çabası içinde oluruz. Ve hiçbiri de içimizdeki özlemi tam olarak gideremez.
Bizi aşka aşkınlığa taşıyan, güvenlik alanlarımızın dışında olmak,  meydan okumalar ve ilklerdi. Aynı yoldan giderek aynı duyguları yakalayamayız ki, artık orası güvenlik alanı dışı ve ilkler değil .. O aşk şu veya bu şekilde bitmişse, ruhumuzun o yola olan ihtiyacı tamamlandığındandır gitmesi, aynısına artık ihtiyacımız yok demektir bu da..
O aşkınlığı, aşkı tekrar hissetmek istiyorsak, beyaz bir sayfa açmalı..Daha önceki gibi masumca, beklentisizce bilinmeze kendimizi bırakmalıyız. Ruhumuz yeni atılımını yapmak için bizi yine yepyeni diyarların macerasına sürükleyecektir o zaman..

Sevgilerimle..

*

At a very unexpected moment, while we were like a butterfly flying from one body to another in a superficial way, Eros aims at us and shoots the arrow on our hearts. We fall in love.
For the first time in our lives we feel this deep feelings, a joy pours out from the center of our being and mutually we open up to the layers in our selves which have not been touched before in a childlike and innocent manner.
Every day we put a new step beyond our comfort zones to the love inside us, beyond our previous conditionings.
A dam explodes and becomes unstoppable..A huge leap and we will never be like we were before. A World which has been black and white in a way will change into a colorful World, with all the in between shades, we never have known before. We become mesmerized and feel with all our cells alive and understand what it means to live life fully and boldly, maybe even for the first time.

And when one day love ends, we feel a deep pain in all colors which we have not known before.
We were happy and satisfied living before we knew love, but afterwards we start to feel something is lacking. Again and again we try to find it in numerous relationships and sometimes spent o whole life on it.
We try to create love from the scratches of the previous one and try to make copies. We have the illusion , we may find love in similar faces, patterns and places. We use our imagination to make something out of false copies and relive the feelings. And none of it really will take  away our longing.

Love was the gift of being courageous enough to come out of our comfort zones, to be willing to experience first times without any conditionings, to be willing to face challenges..
We can not go along the same path and experience the same feelings. The same path is not beyond our comfort zone anymore, it is not a first time experience anymore.
If that love has ended, in which ever way, it means our souls have completed whatever it needed to learn from this journey. It doesn't need it anymore.

If want to feel the beyond, the falling in love again we need to open up a new page in our lives. We need to be innocent and pure like before and be eager to walk on unknown ground. Our soul can prepare the next adventure for the new breakthrough it needs and will take your feet of the ground again..

With My Love